Pages

26 Temmuz 2014 Cumartesi

İnsanlar Arasındaki İletişim Neyi İfade Eder?

Bruegel - Sermon of St. John

"Herkesin üç kişiliği vardır; Ortaya çıkardığı, sahip olduğu, sahip olduğunu sandığı."
                                                                                   Alphonse Karr

İnsanlar arasında gerçek bir iletişim var mıdır? İletişim mümkün müdür? Yoksa iletişim yalnızca etkileşimin bir parçası mıdır? İletişimin pek çok çeşidi vardır. Ben özellikle konuşarak gerçekleştirilen iletişimin üzerinde durmak istiyorum.

Yaptığımız konuşmanın yalın bir diyalogdan ibaret olduğunu düşünelim. Böyle durumlarda konuştuğumuz konunun, yani mesajın; alıcının bilgi, görgü ve aktarabilme kabiliyetiyle, mesajın aktarıldığı ortamla ve alıcının bilgi, görgü düzeyiyle ilişkili ve bunlardan etkilendiği varsayılır. Ama ben daha temel ve felsefi bir soru sormak istiyorum. Konuşabilmek mümkün müdür?

Her birimiz konuşurken gerçekte düşündüklerimizi gizleriz. Bu çok sonraları, geçmişi yad ederken yaptığımız açıklamalardan da belli olur. Örneğin iş arkadaşlıkları, ast-üst ilişkisinin getirdiği statü farklarından doğan yakınlaşmalarda yapılan konuşmalar, belki de gerçek olana en uzak olarak niteleyebileceğimiz ortamlardır. Konuşmanın her bir tarafı sanki bir takım şeyleri idare etmek ister gibidir. Gülerek bir takım dostane tavsiyeler verirken de, ilgili gibi görünürken de yalancıyızdır. Karşısındaki ise bu reaksiyonlara inanır. Yahut şöyle diyebiliriz, inanır gibi görünürken, idare ettiği durumun farkında değildir.

İnsanlar gerçekten de gerçekte ne düşündüklerini her an her zaman söyleyebilseydi neler olurdu bilemiyorum. Şöyle düşünüyorum; insanlar arasındaki gerçek iletişim çoğu zaman bir sezinlemeden ibarettir. Gerçek olanı ağızlardan çıkan o sözlerde bulmazsın. Mimiklerde veya bakışlarda yakaladığın bir sezidir gerçek. Kelimeler ise bu kavrayışta, ortalarda dönüp duran ve gerçeğin kimi zaman üstüne çökmeye çalışan gölgelerdir.

Yalanları beyaz, pembe, koyu gibi sınıflara ayırmamak lazım. Doğrusu hiçbir zaman gerçekleri konuşmayacağız. Bu bizlerin arasında yaptığı gizli bir sözleşme gibidir. Arada sırada gerçeği tüm çıplaklığıyla ifade etmeye kalkışanlar ise ahmaklıkla, bunaklıkla veya delilikle suçlauyacağız. Bunu yaparken de toplumun bir üyesi olmaktan duyduğumuz kıvancı ve hazzı hissetmeyi unutmayacağız.O yüzden de Amerikalılar'ın dediği gibi; hakikat salonun ortasında duran bir fil gibidir. İşte orada duruyor ama kimse dönüp bakmıyor. Yahu, salonun ortasındaki koca fili kimse fark etmemiş olamaz.